Siyaset, sadece seçim zamanlarında hatırlanan bir vitrin süsü değildir. Siyaset; temas etmektir, dinlemektir, davete icabet etmektir, insanın kapısını çalabilmektir.
Siyaset, halkla araya mesafe koyduğun anda eksilmeye başlar. Ve o mesafe büyüdükçe, sandıkta karşına duvar olarak çıkar.
Yıllar önce yapılan uyarılar kulak ardı edildi. “Halktan kopuyorsunuz, davetlere gelmiyorsunuz, sahadan uzaklaşıyorsunuz” denildi. Bu sözler bir eleştiri değildi, bir ikazdı. Ama ne yazık ki ciddiye alınmadı.
Bu gün gelinen noktada İzmit’in kaybı bir başlangıç oldu; ardından Derince ve Karamürsel geldi. Bu bir tesadüf değil. Bu görmezden gelinen gerçeklerin, duyulmayan sözlerin ve ertelenen sorumlulukların doğal sonucudur.
Bir siyasetçi için en büyük hata, halkın ayağına gitmek yerine halkın kendisine gelmesini beklemektir. Oysa siyaset, ayağa gitme işidir. Bir çay davetini küçümsemek, bir selamı ertelemek, bir vatandaşı “sonra bakarız” diyerek geçiştirmek; küçük bir ihmal gibi görünür ama aslında büyük bir kopuşun başlangıcıdır.
“Yoğunuz” demek, büyük bir aldatmacadır. Oysa bu millet yoğunluk bahanesinin arkasına saklananla, yoğunluğa rağmen sahaya ineni ayırt edecek kadar tecrübelidir. Şunu asla unutmayın “esnafların, iş adamlarının davetlerini neden geri çevirmiyorsanız, vatandaşın davetini de geri çevirmeyin ya da es geçmeyin. Esnaf, iş adamları vatandaş değil mi, diye aklınıza gelebilir. Elbette esnafta, işadamı da önce vatandaştır. Sonra esnaf ya da iş adamı olur. Ama aklınızdan çıkarmamanız gereken esas şu olmalıdır. İnsanoğlu doğduğu andan itibaren önce vatandaştır, hiç kimse Doktor, Subay, Milletvekili, Belediye Başkanı. Vali, Müdür olarak doğmaz.”
Ülkenin en üst makamında, en ağır sorumluluğu taşıyan bir liderin dahi fırsat buldukça halkın içine karıştığını, bir yer sofrasına oturduğunu, çay içtiğini, bu millet görüyor. Yukarıda bu anlayış varken, aşağıda “vaktimiz yok” demek sadece inandırıcılığını değil, samimiyetini de kaybeder. Üstelik birde söz verdilerse.
Verilen sözler tutulmadığında sadece bir randevu iptal edilmiş olmaz. Aslında güven iptal edilir. Güven ise siyasetin en temel sermayesidir.
Bir kez zedelendi mi, ne teşkilat ayakta kalır ne de söylemler karşılık bulur. Çünkü halk, kendisini önemsemeyeni sandıkta önemsemez. Arşivler böyle yapan partilerin mazisiyle doludur.
Burada mesele sadece kaybedilen ilçeler değildir. Mesele, kaybedilen gönüllerdir. Gönül gitti mi, oy zaten gider. Ve bu kayıp bir anda olmaz; adım adım, ihmal ihmal büyür. Bir davete gidilmez, bir telefona geri dönülmez, bir söz tutulmaz… Ve sonra “neden kaybettik?” sorusu sorulur. Oysa cevap çoktan verilmiştir. (SAHİ ÜÇ İLÇEYİ NEDEN KAYBETTİNİZ?)
Siyaset kibir kaldırmaz. Makamlar geçicidir, unvanlar geçicidir ama halkın hafızası kalıcıdır. O hafıza, kim kapısını çaldı kim çalmadı, kim dinledi kim dinlemedi hepsini yazar.
Bugün hala geç değil, Ama önce gerçeği görmek gerekir. Siyaset masa başında değil, saha ortasında yapılır. İnsanla temas kurmadan, gönle dokunmadan, kapı çalmadan, davetlere icabet etmeden, uyarıları dikkate almadan başarı beklemek sadece bir hayaldir.
Unutulmamalıdır ki; kapıyı çalmayan, bir gün o kapının dışında kalır.
Sayın İl Başkanım, Sayın B.Ş.Belediye Başkanım, Sayın Milletvekilim, bu yazdıklarım sizlere bir şey hatırlattı mı?
Sandık, hiçbir mazereti affetmez.
Bunu asla unutmayın.
11.06.2026 Necati KONAKCI
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
NECATİ KONAKCI
SANDIK UNUTMAZ KAPIYI ÇALMAYANI AFFETMEZ
SANDIK UNUTMAZ, KAPIYI ÇALMAYANI AFFETMEZ
Siyaset, sadece seçim zamanlarında hatırlanan bir vitrin süsü değildir. Siyaset; temas etmektir, dinlemektir, davete icabet etmektir, insanın kapısını çalabilmektir.
Siyaset, halkla araya mesafe koyduğun anda eksilmeye başlar. Ve o mesafe büyüdükçe, sandıkta karşına duvar olarak çıkar.
Yıllar önce yapılan uyarılar kulak ardı edildi. “Halktan kopuyorsunuz, davetlere gelmiyorsunuz, sahadan uzaklaşıyorsunuz” denildi. Bu sözler bir eleştiri değildi, bir ikazdı. Ama ne yazık ki ciddiye alınmadı.
Bu gün gelinen noktada İzmit’in kaybı bir başlangıç oldu; ardından Derince ve Karamürsel geldi. Bu bir tesadüf değil. Bu görmezden gelinen gerçeklerin, duyulmayan sözlerin ve ertelenen sorumlulukların doğal sonucudur.
Bir siyasetçi için en büyük hata, halkın ayağına gitmek yerine halkın kendisine gelmesini beklemektir. Oysa siyaset, ayağa gitme işidir. Bir çay davetini küçümsemek, bir selamı ertelemek, bir vatandaşı “sonra bakarız” diyerek geçiştirmek; küçük bir ihmal gibi görünür ama aslında büyük bir kopuşun başlangıcıdır.
“Yoğunuz” demek, büyük bir aldatmacadır. Oysa bu millet yoğunluk bahanesinin arkasına saklananla, yoğunluğa rağmen sahaya ineni ayırt edecek kadar tecrübelidir. Şunu asla unutmayın “esnafların, iş adamlarının davetlerini neden geri çevirmiyorsanız, vatandaşın davetini de geri çevirmeyin ya da es geçmeyin. Esnaf, iş adamları vatandaş değil mi, diye aklınıza gelebilir. Elbette esnafta, işadamı da önce vatandaştır. Sonra esnaf ya da iş adamı olur. Ama aklınızdan çıkarmamanız gereken esas şu olmalıdır. İnsanoğlu doğduğu andan itibaren önce vatandaştır, hiç kimse Doktor, Subay, Milletvekili, Belediye Başkanı. Vali, Müdür olarak doğmaz.”
Ülkenin en üst makamında, en ağır sorumluluğu taşıyan bir liderin dahi fırsat buldukça halkın içine karıştığını, bir yer sofrasına oturduğunu, çay içtiğini, bu millet görüyor. Yukarıda bu anlayış varken, aşağıda “vaktimiz yok” demek sadece inandırıcılığını değil, samimiyetini de kaybeder. Üstelik birde söz verdilerse.
Verilen sözler tutulmadığında sadece bir randevu iptal edilmiş olmaz. Aslında güven iptal edilir. Güven ise siyasetin en temel sermayesidir.
Bir kez zedelendi mi, ne teşkilat ayakta kalır ne de söylemler karşılık bulur. Çünkü halk, kendisini önemsemeyeni sandıkta önemsemez. Arşivler böyle yapan partilerin mazisiyle doludur.
Burada mesele sadece kaybedilen ilçeler değildir. Mesele, kaybedilen gönüllerdir. Gönül gitti mi, oy zaten gider. Ve bu kayıp bir anda olmaz; adım adım, ihmal ihmal büyür. Bir davete gidilmez, bir telefona geri dönülmez, bir söz tutulmaz… Ve sonra “neden kaybettik?” sorusu sorulur. Oysa cevap çoktan verilmiştir. (SAHİ ÜÇ İLÇEYİ NEDEN KAYBETTİNİZ?)
Siyaset kibir kaldırmaz. Makamlar geçicidir, unvanlar geçicidir ama halkın hafızası kalıcıdır. O hafıza, kim kapısını çaldı kim çalmadı, kim dinledi kim dinlemedi hepsini yazar.
Bugün hala geç değil, Ama önce gerçeği görmek gerekir. Siyaset masa başında değil, saha ortasında yapılır. İnsanla temas kurmadan, gönle dokunmadan, kapı çalmadan, davetlere icabet etmeden, uyarıları dikkate almadan başarı beklemek sadece bir hayaldir.
Unutulmamalıdır ki; kapıyı çalmayan, bir gün o kapının dışında kalır.
Sayın İl Başkanım, Sayın B.Ş.Belediye Başkanım, Sayın Milletvekilim, bu yazdıklarım sizlere bir şey hatırlattı mı?
Sandık, hiçbir mazereti affetmez.
Bunu asla unutmayın.
11.06.2026 Necati KONAKCI
YAZARIN DİĞER YAZILARI