Tarihin tozlu ve bazen de kanlı sayfaları arasında öyle anlar vardır ki, üzerinden yarım asırdan fazla zaman geçse bile hatırladığımızda insanın tüylerini diken diken eder.
1965 yılında Hendek’te yaşanan, sadece Türkiye’nin değil dünya trafik tarihinin en feci, en “akıl almaz” olaylarından birini; tarihe geçen adıyla “Asit Faciasını” anlatmak istiyorum.
11 Ağustos 1965 sabahı, gün ağarırken İstanbul’dan Ankara istikametine giden bir yolcu otobüsü, Hendek civarında arızalanan ve yol kenarında park halinde bekleyen nitrik asit (KEZZAP) yüklü bir tankere çarptı.
İlk bakışta bu, sıradan bir trafik kazası gibi görünebilirdi. Ancak asıl trajedi çarpışma anında değil, o saniyeden sonra verilen hatalı kararlarla başladı.
KURTULUŞ SANILAN FELAKET
Çarpışmanın şiddetiyle tankerdeki tonlarca nitrik asit, yolun hemen yanındaki su kanalına boşaldı. Kazanın gürültüsüyle uyanan ve panik içinde otobüsten dışarıya fırlayan yolcular, otobüsün alev aldığını ve patlayacağını sandılar. O karanlıkta, can hayliyle kendilerini yolun kenarındaki su kanalına attılar. Amaçları alevlerden kaçmaktı.
“İnsanların su sandığı o kanal, aslında ölümcül bir havuza dönüşmüştü. Kurtulmak için atladıkları o sıvı, serinlik değil; bedenlerini saniyeler içinde eriten bir cehennem azabı getirdi.”
Çığlıklar gökyüzüne yükselirken, karanlığın içindeki o sıvıya girenler ancak saniyeler sonra neyin içine düştüklerini fark edebildiler. Ama artık çok geçti. Bazı görgü tanıklarının ifadelerine göre, asit kanalına girenlerin kemikleri dahi saniyeler içinde ediyordu. O gün orada resmi kayıtlara göre 18, halk arasındaki anlatılara göre ise çok daha fazla canımız yok olup gitti.
TOPLU BİR MEZARIN HÜZNÜ
Olay o kadar dehşet vericiydi ki, hayatını kaybedenlerin bedenlerini teşhis etmek ya da onları ayrı ayrı defnetmek teknik olarak imkansız hale gelmişti. Eriyip birbirine karışan bedenler, bir bütün olarak Hendek’teki “Trafik Şehitliğine” defnedildi.
Bu gün o yol kenarından geçenler, belki de bu acı hikayeden habersizdir; ancak o toprak, Türkiye’nin en büyük çaresizliklerinden birine ev sahipliği yapmaktadır.
Bu facia bize iki önemli ders vermiştir: Birincisi, tehlikeli madde taşımacılığındaki denetimsizliğin ne büyük felaketlere yol açabileceği; ikincisi ise kriz anında paniğin, aslında en büyük düşmanımız olduğu gerçeğidir.
Bu gün modern araçlarımız ve asfalt yollarımız olsa da, geçmişin bu acı derslerini unutmamak, aynı hataları tekrar etmemek adına en büyük borcumuzdur.
60 yıl önce o karanlık sabahta, bir yudum su serinliği umuduyla ebediyete yürüyen o masum canları saygıyla yad ediyorum.
09.05.2026 Necati KONAKCI
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
NECATİ KONAKCI
SAKARYA-HENDEK; ASİT FACİASI
SAKARYA-HENDEK; ASİT FACİASI
Tarihin tozlu ve bazen de kanlı sayfaları arasında öyle anlar vardır ki, üzerinden yarım asırdan fazla zaman geçse bile hatırladığımızda insanın tüylerini diken diken eder.
1965 yılında Hendek’te yaşanan, sadece Türkiye’nin değil dünya trafik tarihinin en feci, en “akıl almaz” olaylarından birini; tarihe geçen adıyla “Asit Faciasını” anlatmak istiyorum.
11 Ağustos 1965 sabahı, gün ağarırken İstanbul’dan Ankara istikametine giden bir yolcu otobüsü, Hendek civarında arızalanan ve yol kenarında park halinde bekleyen nitrik asit (KEZZAP) yüklü bir tankere çarptı.
İlk bakışta bu, sıradan bir trafik kazası gibi görünebilirdi. Ancak asıl trajedi çarpışma anında değil, o saniyeden sonra verilen hatalı kararlarla başladı.
KURTULUŞ SANILAN FELAKET
Çarpışmanın şiddetiyle tankerdeki tonlarca nitrik asit, yolun hemen yanındaki su kanalına boşaldı. Kazanın gürültüsüyle uyanan ve panik içinde otobüsten dışarıya fırlayan yolcular, otobüsün alev aldığını ve patlayacağını sandılar. O karanlıkta, can hayliyle kendilerini yolun kenarındaki su kanalına attılar. Amaçları alevlerden kaçmaktı.
“İnsanların su sandığı o kanal, aslında ölümcül bir havuza dönüşmüştü. Kurtulmak için atladıkları o sıvı, serinlik değil; bedenlerini saniyeler içinde eriten bir cehennem azabı getirdi.”
Çığlıklar gökyüzüne yükselirken, karanlığın içindeki o sıvıya girenler ancak saniyeler sonra neyin içine düştüklerini fark edebildiler. Ama artık çok geçti. Bazı görgü tanıklarının ifadelerine göre, asit kanalına girenlerin kemikleri dahi saniyeler içinde ediyordu. O gün orada resmi kayıtlara göre 18, halk arasındaki anlatılara göre ise çok daha fazla canımız yok olup gitti.
TOPL
U BİR MEZARIN HÜZNÜ
Olay o kadar dehşet vericiydi ki, hayatını kaybedenlerin bedenlerini teşhis etmek ya da onları ayrı ayrı defnetmek teknik olarak imkansız hale gelmişti. Eriyip birbirine karışan bedenler, bir bütün olarak Hendek’teki “Trafik Şehitliğine” defnedildi.
Bu gün o yol kenarından geçenler, belki de bu acı hikayeden habersizdir; ancak o toprak, Türkiye’nin en büyük çaresizliklerinden birine ev sahipliği yapmaktadır.
Bu facia bize iki önemli ders vermiştir: Birincisi, tehlikeli madde taşımacılığındaki denetimsizliğin ne büyük felaketlere yol açabileceği; ikincisi ise kriz anında paniğin, aslında en büyük düşmanımız olduğu gerçeğidir.
Bu gün modern araçlarımız ve asfalt yollarımız olsa da, geçmişin bu acı derslerini unutmamak, aynı hataları tekrar etmemek adına en büyük borcumuzdur.
60 yıl önce o karanlık sabahta, bir yudum su serinliği umuduyla ebediyete yürüyen o masum canları saygıyla yad ediyorum.
09.05.2026 Necati KONAKCI
YAZARIN DİĞER YAZILARI