Hayatın içinde en çok karşılaştığımız ama en az üzerinde durduğumuz davranışlardan biridir küçümsemek. Büyük tartışmalarda değil; küçük anlarda ortaya çıkar. Bir komşunun aldığı yeni eşyada, bir esnafın işinin açılmasında, bir gencin attığı ilk adımda…
Hemen bir cümle gelir: “Ne var bunda?”
“Zaten şansı yaver gitmiş.”
“Abartılacak bir şey değil.”
Aslında o cümleler, söylenenden daha fazlasını anlatır.
Çünkü insan, içinde bir eksiklik hissettiğinde başkasının başarısını küçültme ihtiyacı duyar. O başarıyı olduğu gibi kabul etmek yerine, değersizleştirerek kendini rahatlatır. İşte bu yüzden küçümseme çoğu zaman kıskançlığının sessiz bir dışa vurumu dur.
Günlük hayatımıza bakınca bunu her yerde görmek mümkün. Aynı mahallede yaşayan insanlar, bir birinin iyi haline sevinmek yerine çoğu zaman mesafe koyuyor. Alkışlamak yerine yorum yapıyor. Destek olmak yerine gölge düşürüyor.
Oysa eskiden farklıydı.
Birinin işi açıldığında hayırlı olsun denirdi. Bir genç bir şey başardığında gurur duyulurdu. Birinin evi, işi, kazancı artınca bu mahalleye bereket geldi denirdi.
Şimdi ise tam tersi bir alışkanlık yayılıyor: Küçümseyerek kendini büyük hissetmek.
Ama bu, sadece karşıdakini değil; toplumu da küçültür.
Çünkü bir yerde insanlar bir birini aşağı çekmeye başlarsa, orada ilerleme yavaşlar. Güven azalır. Samimiyet kaybolur. Herkes kendi içine kapanır.
Oysa büyümek, birlikte olur.
Birinin başarısı diğerini küçültmez. Aksine, yol açar. Umut verir. “Ben de yapabilirim” dedirtir. Ama biz bunu görmek yerine, çoğu zaman görmezden gelmeyi tercih ediyoruz.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız: Birini küçümsediğimizde gerçekten ne kazanıyoruz?
Cevap basit: HİÇBİR ŞEY.
Ama kaybettiğimiz çok şey var. İnsanlık, samimiyet ve en önemlisi… Bir birimize olan güven.
Unutmayalım; Gerçek büyüklük, başkasını küçültmekte değil, onu büyütebilmektedir.
27.03.2026 / Necati KONAKCI
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
NECATİ KONAKCI
KÜÇÜMSEMENİN GÖLGESİ
“Küçümseme kıskançlığın maskesidir”
Hayatın içinde en çok karşılaştığımız ama en az üzerinde durduğumuz davranışlardan biridir küçümsemek. Büyük tartışmalarda değil; küçük anlarda ortaya çıkar. Bir komşunun aldığı yeni eşyada, bir esnafın işinin açılmasında, bir gencin attığı ilk adımda…
Hemen bir cümle gelir: “Ne var bunda?”
“Zaten şansı yaver gitmiş.”
“Abartılacak bir şey değil.”
Aslında o cümleler, söylenenden daha fazlasını anlatır.
Çünkü insan, içinde bir eksiklik hissettiğinde başkasının başarısını küçültme ihtiyacı duyar. O başarıyı olduğu gibi kabul etmek yerine, değersizleştirerek kendini rahatlatır. İşte bu yüzden küçümseme çoğu zaman kıskançlığının sessiz bir dışa vurumu dur.
Günlük hayatımıza bakınca bunu her yerde görmek mümkün. Aynı mahallede yaşayan insanlar, bir birinin iyi haline sevinmek yerine çoğu zaman mesafe koyuyor. Alkışlamak yerine yorum yapıyor. Destek olmak yerine gölge düşürüyor.
Oysa eskiden farklıydı.
Birinin işi açıldığında hayırlı olsun denirdi. Bir genç bir şey başardığında gurur duyulurdu. Birinin evi, işi, kazancı artınca bu mahalleye bereket geldi denirdi.
Şimdi ise tam tersi bir alışkanlık yayılıyor: Küçümseyerek kendini büyük hissetmek.
Ama bu, sadece karşıdakini değil; toplumu da küçültür.
Çünkü bir yerde insanlar bir birini aşağı çekmeye başlarsa, orada ilerleme yavaşlar. Güven azalır. Samimiyet kaybolur. Herkes kendi içine kapanır.
Oysa büyümek, birlikte olur.
Birinin başarısı diğerini küçültmez. Aksine, yol açar. Umut verir. “Ben de yapabilirim” dedirtir. Ama biz bunu görmek yerine, çoğu zaman görmezden gelmeyi tercih ediyoruz.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız: Birini küçümsediğimizde gerçekten ne kazanıyoruz?
Cevap basit: HİÇBİR ŞEY.
Ama kaybettiğimiz çok şey var. İnsanlık, samimiyet ve en önemlisi… Bir birimize olan güven.
Unutmayalım; Gerçek büyüklük, başkasını küçültmekte değil, onu büyütebilmektedir.
27.03.2026 / Necati KONAKCI
YAZARIN DİĞER YAZILARI