Kocaeli’nin parlayan mevkilerine, Kandıra’nın o eşsiz doğasına bakarken çoğumuzun aklına huzur gelir. Ancak Babalı Sahili’ne yolunuz düştüğünde, rüzgarın sesi size bambaşka bir hikaye anlatır.
Eğer kulak verirseniz; o rüzgarda sadece martı çığlıklarını değil, 1864 yılında vatanından koparılmış bir halkın sessiz hıçkırıklarını duyarsınız.
AĞITLARIN KIYIYA VURDUĞU YER
Bundan tam 162 yıl önce, Karadeniz sadece bir deniz değil, binlerce insana mezar olan dev bir kefendi. Kafkasya’nın karlı dağlarından, ata topraklarından sökülüp derme çatma gemilere bindirilen Çerkes’lerin, açlık ve hastalıkla boğuşarak ulaştığı ilk duraktı Babalı. Ama bu varış, bir kurtuluş değil; bir yasın başlangıcıydı.
Bugün Babalı’daki o dar mağaralara girdiğinizde, taşların soğukluğu değil, o gün orada birbirine sokularak ısınmaya çalışan kimsesizlerin titreyişi sarar ruhunuzu.
O mağaralar, vatan kokusunu unutmamak için birbirine sarılan insanların, ölümü bekleyen annelerin sessiz şahididir. Sahilin hemen gerisindeki isimsiz mezarlar, o günlerden bize kalan en ağır mirastır.
“ATALARIMIZIN MEZARIDIR” DİYE BALIK YEMEDİLER
Karadeniz, Çerkesleri’n hem yolu hem de mezarı oldu. Bu halkın acısı o kadar derindi ki, nesiller boyu bu denizin balığına el sürmediler; “atalarımızın mezarından rızık beklemek ardır” dediler.
Karadeniz’in suyu bu yüzden en çok Çerkeslere soğuk, en çok Çerkeslere tuzlu gelir. Kıyıya vuran her dalga, aslında yarım kalmış bir ömrün, vatanına hasret, sönmüş bir ocağın selamıdır.
SADECE BİR ANMA DEĞİL, BİR HAFIZA
Her yıl 21 Mayıs’ta Babalı sahilinde yakılan “Nart Ateşi”, sadece bir geleneği yaşatmak için yanmıyor. O ateş; adaletsizliğe, sürgüne ve unutulmaya karşı bir direnişin simgesi.
Denize bırakılan çelenkler, derin sulara emanet edilen binlerce isimsiz kahramanın hatırasına gönderiler birer mektup gibi.
KOCAELİ’NİN VİCDAN BORCU
Babalı’yı sadece bir plaj, bir tatil beldesi olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Orası bir açık hava müzesi, bir hüzün bahçesidir. Bu topraklar, kapısına gelene her zaman kucak açtı; ancak bu büyük acının hatırası önünde bir an olsun saygıyla eğilmek, bu şehirde yaşayan her birimizin boynunun borcudur.
Belki de o kıyıya dikilecek her bir anıt taş, sadece geçmişi değil, bizim insanlığımızı da onurlandıracaktır.
Unutmayın; bir halk, ancak hatırlandığı sürece yaşar. Ve Babalı, hatırlanmayı en çok hak eden “insanlık kalemizdir.”
Karadeniz ne kadar hırçın olursa olsun, Çerkesler’in o vakur duruşu ve Babalı’nın sessiz feryadı kadar derin olmayacak.
19/5/2026 Necati KONAKCI
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
NECATİ KONAKCI
KOCAELİ KANDIRA’NIN EN SOĞUK KIYISI: BABALI
KOCAELİ KANDIRA’NIN EN SOĞUK KIYISI:
BABALI
Kocaeli’nin parlayan mevkilerine, Kandıra’nın o eşsiz doğasına bakarken çoğumuzun aklına huzur gelir. Ancak Babalı Sahili’ne yolunuz düştüğünde, rüzgarın sesi size bambaşka bir hikaye anlatır.
Eğer kulak verirseniz; o rüzgarda sadece martı çığlıklarını değil, 1864 yılında vatanından koparılmış bir halkın sessiz hıçkırıklarını duyarsınız.
AĞITLARIN KIYIYA VURDUĞU YER
Bundan tam 162 yıl önce, Karadeniz sadece bir deniz değil, binlerce insana mezar olan dev bir kefendi. Kafkasya’nın karlı dağlarından, ata topraklarından sökülüp derme çatma gemilere bindirilen Çerkes’lerin, açlık ve hastalıkla boğuşarak ulaştığı ilk duraktı Babalı. Ama bu varış, bir kurtuluş değil; bir yasın başlangıcıydı.
Bugün Babalı’daki o dar mağaralara girdiğinizde, taşların soğukluğu değil, o gün orada birbirine sokularak ısınmaya çalışan kimsesizlerin titreyişi sarar ruhunuzu.
O mağaralar, vatan kokusunu unutmamak için birbirine sarılan insanların, ölümü bekleyen annelerin sessiz şahididir. Sahilin hemen gerisindeki isimsiz mezarlar, o günlerden bize kalan en ağır mirastır.
“ATALARIMIZIN MEZARIDIR” DİYE BALIK YEMEDİLER
Karadeniz, Çerkesleri’n hem yolu hem de mezarı oldu. Bu halkın acısı o kadar derindi ki, nesiller boyu bu denizin balığına el sürmediler; “atalarımızın mezarından rızık beklemek ardır” dediler.
Karadeniz’in suyu bu yüzden en çok Çerkeslere soğuk, en çok Çerkeslere tuzlu gelir. Kıyıya vuran her dalga, aslında yarım kalmış bir ömrün, vatanına hasret, sönmüş bir ocağın selamıdır.
SADECE BİR ANMA DEĞİL, BİR HAFIZA
Her yıl 21 Mayıs’ta Babalı sahilinde yakılan “Nart Ateşi”, sadece bir geleneği yaşatmak için yanmıyor. O ateş; adaletsizliğe, sürgüne ve unutulmaya karşı bir direnişin simgesi.
Denize bırakılan çelenkler, derin sulara emanet edilen binlerce isimsiz kahramanın hatırasına gönderiler birer mektup gibi.
KOCAELİ’NİN VİCDAN BORCU
Babalı’yı sadece bir plaj, bir tatil beldesi olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Orası bir açık hava müzesi, bir hüzün bahçesidir. Bu topraklar, kapısına gelene her zaman kucak açtı; ancak bu büyük acının hatırası önünde bir an olsun saygıyla eğilmek, bu şehirde yaşayan her birimizin boynunun borcudur.
Belki de o kıyıya dikilecek her bir anıt taş, sadece geçmişi değil, bizim insanlığımızı da onurlandıracaktır.
Unutmayın; bir halk, ancak hatırlandığı sürece yaşar. Ve Babalı, hatırlanmayı en çok hak eden “insanlık kalemizdir.”
Karadeniz ne kadar hırçın olursa olsun, Çerkesler’in o vakur duruşu ve Babalı’nın sessiz feryadı kadar derin olmayacak.
YAZARIN DİĞER YAZILARI