19 Şubat 2018 Pazartesi

Bizim Gazete

BİR SİYASETÇİ PROFİLİ

Mustafa ERANIL

Mustafa ERANIL

E-Posta : m.eranil@hotmail.com

BİR SİYASETÇİ PROFİLİ

Olayı yaşayan kişi anlatıyor:

Gönül verdiği partiye gidiyor.

15 bin lira bağış yapmak istiyor.

Ancak kabul görmüyor.

Nedeni, gerçekten çok manidar;

Bu partinin belediye başkan adayı;

‘Alamayız bu parayı’ diyor.

‘Lakin alırsak, belediyeyi kazandığımız zaman sen karşılını almak isteyeceksin’ diyor.

Bağış yapmak isteyen,

Sessiz sedasız ‘doğru diyorsun’ diyerek yanından ayrılıyor.

Bu, geçtiğimiz hafta yaşanmış bir olay.

İnanmak güç ama hakikat.

Duyar gibi oluyorum sesinizi;

‘Böyle bir siyasetçi olur mu?’ diye.

Bende sizin gibi düşünmüştüm.

Anlatılanları araştırdım,

Doğru olduğuna ulaştım.

Ne diyelim:

Bu tür siyasilerin sayısını Mevla artırsın.

Ki, kirlenmiş siyaset düzene girsin.

Ki, kirlenen siyaset aklansın.

AYNI SİYASETÇİNİN BİR BAŞKA DAVRANIŞI

Yine aynı siyasi hareket…

Yine aynı siyasetçi…

Bir gün Kocaeli’nde ki bir televizyon ekibi yanına gidiyor.

Kendisiyle röportaj yapmak istiyor.

Fiyatta anlaşamazlık yaşanıyor.

Siyasetçi, ‘Bizim yeterince bütçemiz yok’ diyor.

Televizyon ekibi, ‘Bu işe 3 trilyon ayırmadıysanız, siz belediye başkanı olamazsınız’ diyor.

Bunun üzerine hesap makinesini alan belediye başkan adayı, bir belediye başkanının 5 yılda alacağı toplam bedeli çıkarıyor.

Yani 560 milyar.

Televizyon ekibine dönen siyasetçi, şu soruyu soruyor.

‘Seçimlerde 3 trilyon yatıracaksın, toplam 5 yıllık başkanlık döneminde 560 milyar almak için mi?’

Gerçekten doğru bir tespit.

Bu güne kadar hep siyaset, ‘bir koyma, bin alma yeri’ olarak değerlendirildi.

Keseleri doldurma, köşeleri dönme aracı olarak algılandı.

Algılanmaya ve böyle olmaya da devam ediyor.

Son yaşanan usulsüzlük ve yolsuzluk olaylarında bu durum biraz daha bariz bir şekilde ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Böyle gelmiş ise, böyle gitmemeli…

‘işte örnek siyasetçi’ diyeceğimiz insanlarda çıkmalı…

Çıkmalı ki, bu mekanizma düzene girsin…

Ülkemiz insanı huzura ersin…

 

MASKELER DÜŞTÜ!..

Paralel maralel hikâye; bu ülke resmen ‘parti devleti’ olmaya sürükleniyor. Partinin direktifleri doğrultusunda atanan ve icraat yapan bürokratlar yetmezmiş gibi, hazır ol vaziyetinde her gün manşet bekleyen medya türetiliyor.

Görünen o ki ‘örgüt’ telkini üzerinden yargıya baskı yapılacak ve belki uydurma davalar açılacak. Eski Ergenekonculardan alınan akıl ve taktikle bir yandan Camia sindirilmek istenecek öbür yandan da yolsuzluk ve rüşvet iddiaları örtbas edilecek. Hal böyle olunca ne seviyeli dil kalıyor ortada ne de rahmete, şefkate dayalı din. Yalanı mubah gören, iftirayı vazife sayan, hırsızlık ve rüşveti aklayan, çalıp çırpmaya fetva devşiren, masum insanları sürekli karalayan medyadan seviye beklemek mümkün mü?

Maalesef bazıları seviyesizlik sınırını çoktan aştı. Bir kısım kalemşorların (ve siyasilerin) ağzı ile kulağı arasındaki uzaklık, yeryüzü ile gökyüzü arasındaki mesafe kadar açıldı. Çok bağıran ve sürekli bağıran, kendini haklı sanıyor. Etrafta bu kadar goygoycu da olunca kendini beğenen, kendine hayran; hatta kendine tapınan tipler türüyor. Allah akıbetlerini hayır etsin; ancak, söylemek zorundayız ki, bu üslupsuz salvoların sonu tarih boyunca hep hazin olmuştur; zira O, imhal eder (mühlet verir) amma asla ihmal etmez...

Ne kadar da çok maskeli adam varmış memlekette. Ve o maskenin gerisinde ne kadar perdelenmiş kin ve nefret barınıyormuş. Bilemedik. Üç günlük dünyanın şan u şöhreti, mal u mülkü uğruna bu kadar kirli bir dil kullanılabileceğini tahmin edemedik. Yaşananlar gösterdi ki bazı kişiler öteden beri maskeli bir iletişim yolunu tercih etmiş. İçlerinde biriktirdikleri kin ve öfke ile gülücükler dağıtan maskeleri arasındaki korkunç tenakuz her geçen gün biraz daha belirgin hale geliyor. Yazık ki ne yazık!

Nereden bilebilirsiniz ki daha düne kadar tekrar ber tekrar “Ben Rabb’ime söz verdim, alnı secdeli insanlar benim zamanımda zarar görmeyecek.” diyen birisi, alnı secdeli insanların ‘kökünü kurutma’ kararı almış olsun. Nereden bilebilirsiniz ki Türkiye’nin daha yaşanır bir ülke ve huzur adacığı haline gelmesi için demokratik bir şehrahta kol kola yürüdüğü bir kitleye karşı ‘insan kaynaklarını kurutma’ kararı almış olsun. Nereden bilebilirsiniz ki din, dil, ırk farkı gözetmeksizin hep birlikte huzurla yaşamak uğruna heyecanla desteklediğiniz kişiler bazı ayıplarını kapatmak için hakkınızda yalan, hakaret, iftira gibi yollara tevessül edecek...

Tarihin her döneminde anlaşmazlıklar, uyuşmazlıklar yaşanmıştır; ama ihtilafların rahmete dönüşebilmesi için nezaket ve nezahet çerçevesi hep korunmuştur. Korunmalıdır da. Herkesin aynı pencereden bakması da mümkün değil, aynı görüntü ile büyülenmesi de. Düşünce farklılığını içine sindiremeyen, demokrasiden de bahsedemez, insan haklarından da. Her farklı düşünceyi ‘ihanet, çete, paralel…’ gibi yaftalamaya kalkışırsanız hem ülkeye zarar verirsiniz hem kendinize. Ülkeye zarar verirsiniz; çünkü inşa ettiğiniz nefret dili toplumda ayrışmalara, kutuplaşmalara neden olur. Kendinize zarar verirsiniz; çünkü anlamsız suçlamaları (paralel devlet gibi) bir gün birileri de size, ailenize, çekirdek kadronuza yöneltir. Devlet denen aygıtı hor kullanıp hukukun üstünlüğünü ayaklar altına alırsanız adalet biter zulüm başlar. Ve her zulüm gelir bir gün zalimi vurur.

Ne yazık ki bugün öfke patlamasına maruz kalmış bazı kişiler yarınları hesaba hiç katmıyor. O yüzden de ağzından çıkanı kulağı duymuyor, yazdığını okumuyor, gelecek nesillerin tarih huzurunda kendilerini nasıl yargılayacağına kafa yormuyor. Her gün birileri türüyor, mikrofonu kaptığı gibi kendinden geçiyor, ekranlarda boy gösteriyor, sanal âlemde hakaretamiz laflar geveliyor...

Hangi birini yazacaksın! Maskesine bakınca adamı entelektüel birisi sanırsın. Yıllardır kendine öyle bir hava vermiş, öyle bir eda ile dolaşmış. Nerden bileceksin ki bir gün bir piyango çıkacak adamın karşısına ve maskesi bir anda düşüverecek. Bir hitabet bin kıyamet! Mikrofon şehveti ile papyon şöhreti bir araya gelince insanlara hakaret savurmak hangi irtifa kaybının feci neticesidir acep! Külhanbeyi ağzıyla sarf edilen hakaretlere aynıyla hatta birkaç misliyle cevap vermek tabii ki mümkün; ama yazık olmaz mı bu güzel ülkeye? Üslupsuzluk bir üslup haline gelirse cinnetin önüne geçmek mümkün olmaz ki! Unutmamak gerekir ki haddini aşan her kelime, tarihe ve mahşere emanet ediliyor. Kişiler haklarını helal etse bile mukaddes bir davanın hakkına tecavüz edildiği için hesap kapanmaz.

Ye’se kapılmaya gerek yok. Bu ülke, tıpkı Peygamberimiz’in (sas), Medine hakkında dediği gibi, körüğe benzer; eninde sonunda maşeri vicdanı yaralayanları bağrından söker atar. Ve bir gün hadiselerin iç yüzü daha net bir şekilde görülür. Gürültü kopararak ve ilgisi olmayan insanlara suç atarak günü kurtarmaya yeltenenlerin foyası er ya da geç gün yüzüne çıkar. Sabırlı olmak, üsluptaki kıvamı korumak zorundayız. Varsın binbir çeşit maske takarak yol aldığını sananlar, biraz daha oyalasın masum kitleleri. Nasıl olsa bir gün şahsi menfaati uğruna etrafı aleve boğanlarla istiğna içinde yaşayıp dünyayı elinin tersiyle itenler arasındaki fark daha net anlaşılacak. O anlama süreci dil ve üslupla başlayacak; maskeler düşüp hakaretler havada uçuştukça yaralı gönüllerin ahı tutacak. Bundan emin olun; tarih şahittir zira.

        Zaman Gazetesi’nden Ekrem Dumanlı Abi, bu şekilde gündeme getiriyor yaşanan olayları..

 

 

 


04 Şubat 2014 Salı 09:49
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

KÖRFEZ GÜNDEMİ

Tuğgeneral Dalkıran’dan KOTSİAD’a iade-i ziyaret

Tuğgeneral Dalkıran’dan KOTSİAD’a iade-i ziyaret

Körfez’i yeşiliyle, kültürüyle koruyarak geliştireceğiz

Körfez’i yeşiliyle, kültürüyle koruyarak geliştireceğiz

Körfez’de ulaşım ağı genişliyor

Körfez’de ulaşım ağı genişliyor

İlimtepe Mezarlığı genişletiliyor

İlimtepe Mezarlığı genişletiliyor

Bir saat kulesi de Fatih Mahallesi’ne

Bir saat kulesi de Fatih Mahallesi’ne

Başkan Baran’a ‘Hocalı’ teşekkürü

Başkan Baran’a ‘Hocalı’ teşekkürü

KOCAELİ - HAVA DURUMU

KOCAELI